Ünlü Tablolar ve Hikayeleri: Beş Eser, Beş Dönüm Noktası

Ünlü Tablolar ve Hikayeleri: Beş Eser, Beş Dönüm Noktası

Bir tablonun ünlü olması için ustaca yapılmış olması yetmiyor; aşağıdaki beş eserin hepsi ustaca yapılmıştı, ama hiçbiri bugünkü yerini yalnızca boyayla elde etmedi. Ünlü tablolar ve hikayeleri arasındaki bağ çoğu zaman bir kaza: bir hırsız, bir müzayede yanlışı, bir bakımevi odası, bir baskı atölyesi, bir bombardıman haberi.

Ünlü Tablolar ve Hikayeleri Neden Kazayla Yazılır

Bir tablo, kendisinden sonrasını değiştirdiğinde dönüm noktası olur; gerisi beğeni tartışmasıdır.

Dönüm noktası her zaman sanatçının içinden çıkmaz. Bazen bir hırsız, bazen bir matbaacı, bazen bir gazete manşeti eseri bugünkü yerine taşır. Aşağıdaki beş işte ortak olan şey teknik ustalık değil — o zaten hepsinde var. Ortak olan bir kırılma anı: eser o anda ya seyircisini, ya işlevini, ya da anlamını değiştiriyor. Müze etiketleri bu anı anlatmaz; etikette tarih, teknik ve ölçü yazar. Bu yazıdaki beş eseri seçerken tek ölçüt kullandık: eser kendisinden sonra gelenlerin bakışını değiştirmiş olsun.

Eser Kırılma anı Yıl
Mona Lisa Louvre'dan çalınması, boş çerçevenin sergilenmesi 1911
Kanagawa Açıklarında Büyük Dalga Baskıların Avrupa'ya ulaşıp yeni bir kompozisyon dili açması 1830'lar
Yıldızlı Gece Pencerede olmayan bir köyün manzaraya eklenmesi 1889
İnci Küpeli Kız Kararmış verniğin altında, düşük bir bedelle el değiştirmesi 1881
Guernica Bombardıman haberinin sipariş konusunu belirlemesi 1937

Mona Lisa: İki Yıl Duvarda Olmayan Tablo

21 Ağustos 1911 sabahı Louvre'da tablo duvarda yoktu.

Onu alan kişi, müzede daha önce çalışmış İtalyan bir işçi olan Vincenzo Peruggia'ydı; tabloyu paltosunun altında çıkardı ve iki yıl Paris'teki odasında sakladı. Louvre boş çerçeveyi sergiledi, gazeteler her gün yazdı, insanlar tablonun olmadığı duvarı görmek için sıraya girdi. Soruşturma sırasında şair Guillaume Apollinaire gözaltına alındı, ifadesinde adı geçtiği için Picasso da sorguya çağrıldı. Peruggia 1913'te Floransa'da, tabloyu sanat taciri Alfredo Geri'ye satmaya çalışırken yakalandı.

Hırsızlıktan önce Mona Lisa, sanat tarihçilerinin bildiği bir Leonardo'ydu; iki yıl süren manşetlerden sonra ilk akla gelen isim oldu. Eserin Fransa'ya nasıl gittiği ve Leonardo'nun onu siparişi verene hiç teslim etmemesi ayrı bir hikâye — o hikâyeyi bu tabloya ayırdığımız yazıya bırakıyoruz.

Açık Denizde Kalyon — Büyük Dalga'nın çoğaltılmak için tasarlanmış kurgusu: tek bir güçlü hat, geri kalanı boşlu
Büyük Dalga'nın çoğaltılmak için tasarlanmış kurgusu: tek bir güçlü hat, geri kalanı boşluk. Kataloğumuzda aynı mantıkla çalışan bir deniz sahnesi. Açık Denizde Kalyon →

Büyük Dalga: Baştan Çoğaltılmak İçin Yapılmış Bir Görüntü

Hokusai, Kanagawa Açıklarında Büyük Dalga'yı 1830'ların başında, Fuji Dağı'nın Otuz Altı Görünümü dizisi için yaptı. Bu bir tuval değil, ahşap kalıptan basılan bir ukiyo-e baskısıdır: sanatçı çizer, oymacı kalıbı keser, basımcı renkleri üst üste geçirir. Dalganın o keskin mavisi, o yıllarda Japonya'ya dışarıdan gelen Prusya mavisi pigmentiyle kuruldu. Görüntüde üç kayık var, dalganın altında ezilmek üzereler; Fuji ise arkada, küçücük duruyor.

Yani bu görüntü ilk gününden beri çoğaltılmak üzere tasarlanmıştı.

Kompozisyonun akıllılığı da bu ilişkide saklı: köpük, dağın karlı tepesini tekrar eden bir biçim alıyor; dalga büyük görünürken Fuji uzakta ve sakin kalıyor. Dizinin adı otuz altı görünüm, ama iş tuttuğu için baskı sayısı sonradan artırıldı. Talep, eserin kendisini büyüttü.

Ucuzdu, dönemin gündelik basılı ürünlerindendi ve binlerce kez basıldı. Bugün nüshaları dünyanın birçok müzesinde ayrı ayrı duruyor; ortada "asıl" olan tek bir nesne yok. Aynı baskılar 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'ya ulaştığında, Paris'teki ressamlar için yeni bir kompozisyon dili açtı: boşluğu doldurmayan düzenlemeler, kesilmiş kenarlar, düz renk alanları. Van Gogh, Japon baskılarını yağlıboyayla kopyalayarak çalıştı. Dönüm noktası burada bir müzede değil, bir baskı atölyesinde yaşandı.

Altın Şehir Gecesi — Yıldızlı Gece'nin kurgusu: üstte hareket, altta duran bir yerleşim bandı.
Yıldızlı Gece'nin kurgusu: üstte hareket, altta duran bir yerleşim bandı. Altın Şehir Gecesi →

Yıldızlı Gece: Pencerede Olmayan Köy

Van Gogh Yıldızlı Gece'yi Haziran 1889'da, Saint-Rémy'deki bakımevinde yaptı. Odasının doğuya bakan penceresinden tepeleri ve sabaha karşı gökyüzünü görüyordu. Manzaranın önemli bir parçası ise orada değildi: alttaki köy ve o sivri çan kulesi pencerede yok, tabloya sonradan eklendi. Kule biçim olarak Provence'tan çok kuzeye, Hollanda'ya benzer.

Yani gördüğünüz manzara bir kayıt değil, bir kurgu.

Van Gogh o dönemde geceyi açık havada değil, gündüz çalıştığı odada kuruyordu; gördüğü, hatırladığı ve istediği tuvalde bir arada duruyor. Öndeki servi de bu yüzden ölçeğinden büyük — manzarayı değil, resmin dikey eksenini tutuyor. Kardeşi Theo'ya yolladığı işler arasında bu tuvalin ayrıcalıklı bir yeri yoktu; kendisi onu döneminin en iyi işi saymıyordu. Tuval, ressamın ölümünden yarım yüzyıl sonra, 1941'de New York'ta MoMA koleksiyonuna girdi ve çoğaltıla çoğaltıla pek çok insanın hayatında gördüğü ilk Van Gogh oldu.

Altın Dokulu Yüz — Koyu zeminden çıkan tek ışık noktası — Vermeer'in bölümünde anlatılan kurgunun bugünkü kar
Koyu zeminden çıkan tek ışık noktası — Vermeer'in bölümünde anlatılan kurgunun bugünkü karşılığı. Altın Dokulu Yüz →

İnci Küpeli Kız: Verniğin Altından Çıkan İsim

1881'de Lahey'de bir müzayedede, üzeri kararmış verniğin altında kimsenin ilgilenmediği bir tablo satışa çıktı. Koleksiyoner Arnoldus des Tombe onu, dönemin sanat müfettişi Victor de Stuers'in yönlendirmesiyle çok düşük bir bedele aldı. Temizlik sonrası altından Vermeer çıktı.

Kimsenin ilgilenmemesinin sebebi yalnızca vernik değildi: Vermeer, ölümünden sonra yaklaşık iki yüzyıl büyük ölçüde unutulmuş bir isimdi. 1881'de satılan şey, adı henüz kimseye bir şey ifade etmeyen bir ressamın kararmış bir tuvaliydi. Eserin kimliği, küpenin gerçekten inci olup olmadığı ve kitlesel ününü nasıl kazandığı kendi yazısının konusu.

Guernica: Rengin Reddedildiği Tuval

26 Nisan 1937'de Bask kasabası Guernica havadan bombalandı. Picasso o sırada Paris'teydi ve İspanya Cumhuriyeti'nin Paris Uluslararası Sergisi'ndeki pavyonu için elinde bir sipariş vardı; konuyu bombardıman haberi belirledi. Tabloyu Mayıs ve Haziran aylarında, yaklaşık 350 x 780 cm ölçüsünde bitirdi. Dora Maar çalışmanın aşamalarını fotoğrafladı; bu yüzden eserin nasıl büyüdüğünü adım adım biliyoruz.

Guernica'da renk yok: siyah, beyaz ve gri. O gri, dönemin gazete sayfasının grisidir.

Yüzeyde bir boğa, can çekişen bir at, kopmuş bir kol, elinde lamba tutan bir kadın ve tepede çıplak bir ampul var. Picasso bu figürlerin neyi temsil ettiğini açıklamayı reddetti; boğa boğadır, at attır dedi. Açıklamanın reddi eseri zayıflatmadı — tersine, her kuşağın kendi savaşını içine yerleştirebildiği bir yüzey bıraktı. Tablo yıllarca İspanyol mültecileri için sergilerde dolaştı, sonra MoMA'da emanette kaldı; İspanya'ya ancak Franco rejiminin bitişinden sonra, 1981'de gitti. Bugün Madrid'de Reina Sofía'da.

Derlemedeki dönemlerden üç iş

Kataloğumuzdaki eserler bu yazıdaki eserlerin baskısı değil; aynı dönem dillerini taşıyan işler.

Atölyeden: Tablo Hikayeleri Kanvasa Geçerken

Şunu baştan söyleyelim: bu eserlerin baskılarını satmıyoruz. tabLOVAS kataloğundaki 806 eserin tamamı markaya özel tasarımdır; 40.000'den fazla görselin elenmesiyle kaldı. Ama Sakarya'daki atölyede her gün ünlü eserlerin sorduğu soruyla uğraşıyoruz: bir görüntü kanvasa geçerken ne kazanır, ne kaybeder.

En çok atlanan şey ölçek. Guernica'nın genişliği yedi metreyi geçiyor; orijinalinin karşısında durduğunuzda figürler sizden büyük ve resim sizi kendi içine alıyor. Aynı kompozisyon bir metrelik bir yüzeye geldiğinde başka bir iş oluyor: artık sahnenin içinde değil, sahnenin planına bakıyorsunuz. Bu bir kayıp değil ama bilinmesi gereken bir dönüşüm. Atölyede tekrar tekrar gördüğümüz şu: kalabalık, çok figürlü kompozisyonlar küçüldükçe hikâye anlatmayı bırakıp desene dönüşür; tek figürlü ve sakin yüzeyler küçülmeyi çok daha iyi taşır.

İkincisi renksizlik meselesi. Guernica gibi siyah-beyaz-gri bir yüzeyde griyi tutan tek bir mürekkep yoktur; nötr gri, birkaç mürekkebin dengesinden doğar. Grinin zorluğu da buradan gelir: nötr bir gri, tek bir mürekkebin işi değil, birkaçının birbirini tutmasıdır. Denge kaydığında sapma renkli bir manzarada kaybolur, gri bir yüzeyde ise doğrudan okunur. Kanvas kumaşın dokusu bu kaymanın bir kısmını yutar; parlak bir yüzeyde daha acımasız olurdu.

Üçüncüsü, büyük boyda belirleyici olan baskı değil kaynaktır. 2400 DPI baskı, kendisine verilen dosyanın taşıyabildiğinden fazlasını üretmez.

Bir de şase payı var. Eser 3 cm kalınlığında fırınlanmış ahşap şaseye gerilirken kompozisyonun kenarına yakın kalan öğeler yandan dönebilir; kenarı dolu kompozisyonlarda bu pay baskıdan önce hesaplanır. Büyük Dalga gibi kenardan kesilmiş kompozisyonlar bu yüzden ayrı bir dikkat ister.

Ölçü ve duvar yerleşimi kuralları ayrı bir konu; onu kendi yazısında ele alıyoruz.

Ağaç Dokulu Çiçek — Kabartma doku baskıda kaybolmaz: kanvasın örgüsü ile fırça izinin aynı yöne çalıştığı bir
Kabartma doku baskıda kaybolmaz: kanvasın örgüsü ile fırça izinin aynı yöne çalıştığı bir yüzey. Ağaç Dokulu Çiçek →

Listeye Girmeyen Ünlü Tablolar ve Beşinin Ortak Yanı

Aynı ölçüt başka eserlere de uyuyor; liste beşle bitmiyor. Dünyaca ünlü tablolar arasında dönüm noktası sayılabilecek iki isim daha var.

Munch'un Çığlık'ı tek bir tuval değil, sanatçının yıllara yayılan birkaç versiyonudur; ünü, bir yüz ifadesinin evrensel bir simgeye dönüşmesinden gelir. Van Gogh'un Ayçiçekleri dizisi ise bir konuğu ağırlamak için hazırlanan oda süslemesi olarak başladı ve tek bir renk ailesinin ne kadar derinleşebileceğini gösterdi. İkisine de ayrı yazılar ayırdık; burada yalnızca ölçütün sınırını göstermek için duruyorlar.

Beş eserin ortak yanı, hiçbirinin bugünkü yerini planlayarak elde etmemiş olması. Biri çalındığı için, biri ucuz basıldığı için, biri bir bakımevi odasında, biri vernik altında, biri bir haber karşısında bulundu. Ünlü tablolar listelerinin çoğu bu farkı atlar ve eserleri yan yana dizer; oysa aralarındaki tek gerçek bağ, her birinin kendinden sonrasını değiştirmiş olmasıdır.

Bir sonraki müze ziyaretinizde tabelaya bakmadan önce şunu sormayı deneyin: bu eser kimin bakışını değiştirdi?

Bu yazıdaki kararın karşılığı

Klasik dönem tablolarını inceleyin

Bu yazıdan sonra

Aynı kararın bir sonraki adımı.

Önceki Sonraki